HYPNAGOGİA

Hypnagogia

Sapını tuttuğu cezveden taşmakta olan kahveyi fark edemedi. Ocaktan gelen cıslamalarla kendine geldi. “Yuh anasını satayım.” diyerek suçlu arar gözlerle etrafa baktı. Baktı ama olayda eşyanın tabiatına ve doğa kanunlarına tezat bir şey yoktu. “Amma da dalmışım…”

Titrek sarı-mavi alevler saçan ocağın düğmesinden gazı kesti. Cezvede kalan kahveyi lavaboya boşalttı.

Eprimiş sarı bezi ıslattı ocağa dökülen kahveyi silmek için. Neyse ki kolayca temizlendi şekersiz kahve. Ocağın silinen kısmı diğer tarafının kirini gözüne soktu. Öylece bıraktı. İçeri geçti.

Bugün derste de bir iki defa daldı gitti. Ninni gibi gelmişti okuma metni. “Bitti öğretmenim.” sesine uyandı. Sınıf öğretmenliğin ilk senesi bayır; sonrası çayır. Kotardı vaziyeti.

Uykusunu açmak için ayağa kalktı. Ödevlendirdi çocukları.

Bütün gece yazışmışlardı kadınla. Sabaha karşı uyudu mu, uyumadı mı ayırdına varamıyor. Başından ensesine doğru yayılan bir yoğunluk…

Ön sıradaki Dakik İbo’ya kaç dakika kaldığını sordu. Oğlan büyük gururla ünledi “Üç dakika yirmi altı saniye.”  

“Toparlanın” dedi çocuklara. Dikildi öğretmen masasının yanındaki pencerenin başına, sol uyluğunu dayadı kalorifer peteğine, bacağını yakmamak için yaylanarak okulun girişini dikizledi. Oradaydı işte, üç diğer veliyle birlikte kümelenmişti. Küçük küçük kümeler. Fıs, fıs, fıs… Küçük Milli Eğitim Şuraları, bilmedikleri şey de yok: Nasıl ödev verilir, ders nasıl anlatılır…

Pozisyonunu okuldan tarafa almış. Çaktırmadan yukarıya bakış atıyor. Av ve avcı birbirlerini gördüler. Bir an fermada kaldılar. Hareketsizliği bozan kadın oldu yanındaki arkadaşlarına sezdirmemek için.

Dün “saçlarını toplasan yüzüne çok yakışır.” demişti. Toplamış. “Demek ki her şey yolunda” diye düşündü. Pierre Loti’ye gitmişlerdi. Kadın ille de seni bir kez dışarıda göreyim diye tutturmuştu. Bok vardı dışarıda görecek. Kadınların şirinleri göstermede önce yaptıkları saçma uslu çocuk testi. Sezdirmemeye çalıştı ama ödü koptu otururken biri görecek diye. Dönerken gerginliği azaldı, kadının bacağına attı elini. “Benimki duyarsa ikimizi de öldürür.” dedi kadın. Cılız bir ihtimal gibi geldi. Kadın cin gibiydi. Ölümü soyut bir gerçeklik olarak cebinde taşıyordu herkes gibi. Bir korku ürpertti ensesini ama çekmedi elini “Ölümüm senin elinden olsun”

“Çıkabilirsiniz” dedi çocuklara. İtiş kakış sınıf kapısına yüklendiler, gürültülerini de alıp çıktılar. Koridorda diğer sınıftaki öğrencilerle birleşip okulun dış kapısına doğru sökün ettiler. Çocuğu, kadının yanına gelene kadar bekledi pencerede. Kadın oğlunun başından öperken bakışları yine kesişti. Bu dudakların şefkatine teslim edecekti kendisini iki saat sonra.

Cumadan dönen müdür yardımcısı Bahadır, kalabalığı yara yara okula girmeye çalışıyordu. “Amma günahı var bunun da; bizden yarım saat önce gidiyor, bir saat sonra dönüyor.” Bunu söylerken abdest almak için kıvırdığı gömleğinin yenlerini düzeltti. Düğmelerini iliklerken dudağında kösnü bir sırıtma. C şubesinin sınıf annesi kadın. Şubeler arası geziyle sınıfları Emirgan’a pikniğe götürecekken para işlerini konuşmak üzere aldı telefonunu…

 

Kapı çaldı. Açtı. Üst kat komşusu, C şubesinin öğretmeni Ozan. Fakülteden arkadaşı…

“Alışamadın lan buraya, burası Gaziosmanpaşa! Saniyede götürürler, al şu Camperları içeri.”

Ayakkabılara davranırken cümle balyoz gibi indi kafasına:

“Seninkinin ağzını burnunu kırmış kocası. Bağırış çağırış, ambulans geldi kapılarına.”

Anladı ama çaktırmıyor. Yüreği ağzında atıyor. Gözleri yuvalarından uğradı zonk zonk zonkluyor. Yine de sakin kalmaya çalışarak.

“Kim lan benimki?”

“Senin sınıf baban olacağım diyordun ya.” Abartılı bir göz kırpma ile…

Sesini kıstı ama hınçlı bir şekilde

“Ne alakası var lan! Biri duyacak bir şey zannedecek. Söyleme böyle şeyler uluorta.”

Gülerek çıkarken üst kata “Arabana da bir otopark bul. Böyle uluorta bırakma güzel arabanı, çizerler çok üzülürsün” dedi.

Kapıyı kapadı.

Ölüm, cinsellik, yalan ve pişmanlık dünyaya insanla birlikte gelmişti, Sonra diğerleri… Şimdi beş kadim dost yalnız başlarına kalmışlardı ilk günkü gibi. Dünya fantastik bir film gibi düşünülür ama sadece sahne ve oyuncular değişir. Aslında oynanan hep aynı oyundur.

Ve şimdi ölüm somut bir gerçeklik haline gelmişti. Hatta tek gerçeklikti onun için. O cılız ihtimal büyümüş serpilmiş, palazlanıp kapısına dayanmıştı. Ezeli düşmanı gelmişti. Şimdi o avdı ve kaçması lazımdı, Bir an önce kaçması…

Böyle anlarda apartman boşluğu gibi olur insanın içi. Her camdan biri bağırır. İçindeki boşlukta yankılanır sesler. “GÖRÜRSE İKİMİZİ DE ÖLDÜRÜR” “SINIF BABAN OLACAĞIM DİYORDUN” “BENİMKİ DUYARSA İKİMİZİ DE ÖLDÜRÜR” “ÖLÜMÜM ELİNDEN OLSUN” “ÜÇ DAKİKA YİRMİ ALTI SANİYE”

Midesi bulandı. Çaresizce odalarda seğirtti. Hemen telefonu kapadı. “Yazışmaları gördü muhtemelen” diye düşündü. Büyük tuvaleti geldi korkudan. Normalde ölse yapmadan evden çıkamaz. “Az zamanım kaldı” dedi, “Hemen çıkmalıyım evden. Hafta sonu annemlere geçerim İzmit’e.” Acilen birkaç şey tıkıştırdı bir çantaya. Ocağı, muslukları kontrol etti. Zamanla yarışıyordu.

Kapının ağzına geldi. Yağmurluğunu aldı. Arabanın anahtarını, ayakkabıları…

Kapının çalan ziliyle dehşetle irkildi.

Telefonundan saate baktı. Kalbinin çarpıntısı bütün vücudunu titretiyordu. Hareket olsun da kat otomatiği yansın diye dua ederek baktı kapının deliğinden…

YORUM YAP


*Nezaket ve dilbilgisi kurallarına uyarak, zaman ayırıp düşüncenizi paylaştığınız için teşekkürler. Yaptığınız yorum onaylandıktan sonra ilgili sayfada yayınlanacaktır.


Selda kaynak - 18.07.2021 23:58:45
Yine içimizden yine muhteşem akıcı bir anlatım yine içine alan tasvirler. Çok heyecanlandım hocam devamı gelecek mi ?

İlknur Kaçmaz - 18.07.2021 23:30:59
🖤🖤🖤 eliniz gözünüz hep yazsın hep okusun tebrikler Peki, devamı var mı acaba? Ben şimdi çok merak ederim

Emel Bodur - 18.07.2021 22:46:26
Merak uyandırıcı. Çok beğendim. Tebrikler. 👌👏


Back to Top