Ben Bir Sıfat Buldum

Ben Bir Sıfat Buldum

Aralık ayının 21. günü güneş ışınları oğlak dönencesine dik olarak gelir. Bu sebeple yılın en uzun gecesi yaşanır Kuzey yarım kürede. Bu bilimsel bilgidir. Acem kültüründe “şeb-i yelda” olarak isimlendirilmiştir. “Şeb”, gece; “yelda” ise uzun demektir Farsçada. Tabii işin içine duygular karışınca en uzun gece kişiden kişiye değişir. Şair Sabit şöyle diyor: “Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir./ Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ’at…” (En uzun gece olduğunu takvim yapanlar, yıldızlarla uğraşanlar ne bilsin! Derde müptela olana sor: Geceler kaç saat.) Yahya Kemal ise şöyle demiş mesela: “Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-ı aşk / Tâ ki Mecnûn bitirir nutkunu Leylâ söyler…” (Aşk hikâyesi, yılın en uzun gecesinde bile şafak sökene kadar sürer; öyle ki Mecnûn sözünü bitirse Leylâ başlar.) İki beytin de Fuzuli’ye ait olduğu geçiyor sosyal medyada. İnsanlar seviyor böyle fuzuli yere yalan söylemeyi. Azıcık sıkıştılar mı bir sözün altına Mevlana, Fuzuli, Yunus Emre yazıp geçiyorlar. Maksat teliften kaçmak… Bu kişiler için de ayrı bir sıfat bulacağım pek yakında.

Sadece 2019 yılının en uzun gecesinde Fazıl Say konserinde bulunduğumu anlatmak için girişte bir sürü fuzuli bilgi verdim. Zaten yazı yazarken beni en çok zorlayan şey: Bu, bilgi verme isteği. Öğretmen yanım ağır basıyor sanırım. Öğretmenlik kadar baskın ve insanın ruhuna işleyen başka meslek yoktur sanımca. Lafa yekûn tutacak olursam: 21 Aralık 2019 gecesi Volswagen Arena’da Fazıl Say – Su ve Umut konseri vardı. Bendeniz de konserden, en önlerden izleyebilmek için, “6 taksitle” bir bilet edinmiştim. Ee ne yaparsınız efendim, her sanat eserine ulaşmanın bir bedeli vardır. Sanat eserleri kıymetlidir. Buradan, “Sanat toplum için değil midir?” sorusu doğabilir haklı olarak. Bunu başka bir yazıda tartışırız.

Şimdi öncelikle yeni türettiğim bir sıfatı size tanıtmak için yazıyorum bu yazıyı. İki tane kelimeyi birleştirerek bir sıfat elde ettim. Buraya kadar geldiyseniz az sonra dilinize yapışacak bir sıfat öğreneceksiniz. Bu sıfatı taşıyan insanlar o kadar çok ki; yakın zamanda da TDK’ye sunmayı düşünüyorum bu kelimeyi zira artık bu durumlar için bir sıfat türetilmesi elzemdi. İsterseniz şimdi öncelikle iki tane kelimemizin anlamlarına bakalım. Birincisi “an” kelimesi. Sözlükte “Zamanın bölünemeyecek kadar kısa olan parçası, lahza, dakika.” diye yerini almış. Hemen buradan “anı” kelimesine geçecek –durun canım ben de biliyorum birinin diğerinden türemediğini fakat anlamca sıkı sıkıya birbirlerine bağlı iki kelimedir bence- olursam; o da sözlükte “Geçmişte yaşanmış çeşitli olaylardan belleğin sakladığı her türlü iz, hatıra.” şeklinde yer almış. An ek alarak anıya dönüşmese de anları biriktirdiğinizde onlar sizin anınız oluyor. İnsanlar tarih boyunca anı biriktirmek için çeşitli icatlar yapmıştır. Hatta yapılan bu icatlar insanlık tarihine yön vermiştir. Mağara duvarlarına bir “an”ı resmederek anıya dönüştüren atalarımız böylece yazının bulunmasına da öncülük etmiştir. Yani yazı anı anıya çevirebilmek için bulunmuştur benim düşünceme göre. Hatta ileri gidiyorum ve “Koskoca edebiyat, anları anıya dönüştürmek için vardır.” diyorum. Sürekli karşılaşılan anları anlatabilmek için deyimler bulunmuş, atasözleri söylenmiş; bir insanın hayatını nesiller sonraya aktarabilmek için kitaplar yazılmış; bir ölümün acısını asırlar sonrasına duyurabilmek için ağıtlar yakılmış; bir kadının güzelliğini ölümsüzleştirmek için şiirler yazılmıştır. Bunun yanı sıra teknolojik icatlar da vardır ve bunlar da insanlık tarihine yön vermiştir: Ses kayıtları, görüntü kayıtları, fotoğraflar…

Yani sevgili okur, her insan, bir an koleksiyoncusudur. Bu özelliği insanı sürekli olarak düşünmeye sevk eder. İlk zamanlardan beri hangi hayvandan kaçmam lazım, nerede yiyecek ihtiyacımı karşılayabilirim; hangi bitki yenir, hangisi yenmez… Gibi soruların cevaplarını, yani olayların yaşandığı anlarda elde ettiği deneyimleri, yani anıları, beyin denen cüzdanda saklar. İhtiyacı olduğunda kullanır. İlk zamandan beri evrimin temel taşı budur. Bilgi bu sayede arta arta devamlılık sağlar. Yani anı yaşarsın ve anıya dönüştürürsün. Ne kadar çok anın varsa o kadar bilgesindir aslında…

Uzattım biraz farkındayım ama sevgili sıfatımı anlamının altını doldurmaya çalışıyorum, biraz sabredin lütfen. İnsanların şu an en çok başvurdukları an biriktirme yöntemi fotoğraf çekmektir. Sihirli bir an gelir fotoğraf makineni çıkarırsın ve doğru zamanda, doğru açıyla, doğru ışıkta çekimini yaparsın ve o anı, anıya dönüştürürsün. Bu fotoğrafı ne zaman görsen o anın içinde bulursun kendini. Fotoğraflar, yeni deyimle, beynin yer işaretleridir. Aynısını video için de düşünebiliriz.

Hepimizin elinde imkânları dâhilinde son model cep telefonları var. Fotoğraf, video ve yazıyla anı biriktirme işini artık onlar yapıyor. Üstelik çok pratik, çok ekonomik ayrıca ses ve görüntü kalitesi de yüksek. Hal böyle olunca bir günün içinde defalarca “an”ı durdurup “anı”ya dönüştürüyor insan. Ve bunu o kadar sıklıkla yapıyor ki beyin artık o yer işaretlerini algılayamıyor çünkü çoklukla biriktirme ihtiyacımızın olmadığı anları da anıya dönüştürüyoruz. Bunu yaparken artık beynimize değil de telefonumuzun aklına güveniyoruz. Fotoğrafla beraber konum bilgisi, saat hatta kimlerle olduğun gibi detayları da telefon hafızasında saklıyor. Artık elimizde telefon gibi bir zamanı durdurma tuşu olduğuna göre ve şarjı olduğu her an emrine amade olduğu için anın önemli olup olmamasına bakmaksızın durdurup anıya çeviriyoruz. Hâlbuki en güzel anılar, anın içinde yaşayarak toplananlardır.

Konsere dönecek olursak… Konserin birinci bölümünde Fazıl Say Festival Orkestrası şef Murat Cem Orhan yönetiminde Fazıl Say’ın Umut Senfonisi’ni icra etti. Konserin ikinci bölümünde Su Piyano Konçertosunu yine aynı orkestra ile icra etmek üzere Fazıl Say sahneye geldi. Konserle ve Fazıl Say ile ilgili düşüncelerimi de başka bir deneme konusu yapacağım. Eserleriyle ilgili bilgiler verdikten sonra Bethoven’ın doğumunun 250. yılı münasebetiyle meşhur besteciye ait 3 tane piyano sonatının, her birinin, belirli bölümlerinin orkestrasyonunu yaptığını ve ilk defa bu sahnede icra edileceğini söyledi. Ve ekledi bu çalışma (workshop diye nitelendirdi kendisi) ilk ve son defa olmak üzere o sahnede gerçekleştirilecekti. Bunu söyler söylemez “ansalak”lar telefonlarına sarıldılar ve çekim yapmaya başladılar. Hatta bazıları sosyal medya hesaplarından canlı yayına dahi geçti. Koskoca Fazıl Say sahnede bir eseri tekrarı olmamak üzere çalıyor ve sevgili “ansalak”lar o anı bir telefonun kamerasından seyrediyor çünkü yaptığı yayın ya da çektiği kayıt görsel olarak güzel çıkmalı. Oysa o gün orada bulunan bir insanlar için ne kadar büyük bir lütuf. O anda oradasın ve ünlü besteci aramızda kalsın diyerek seninle eserini –tabiri caizse bir sır verir gibi- paylaşıyor. Ansalak ne yapıyor o sırrı dışarıya taşıyor. Ah ne yaptım: Heyecandan ve kızgınlıktan sevgili sıfatımı elimden kaçırdım. Üstelik daha “salak” ne demek onu anlatacaktım. Hemen sözlüğe bir göz atalım. Salak sıfatının manası da: “Giyinişinden, konuşma ve davranışlarından seviyesiz, dengesiz ve saf olduğu anlaşılan (kimse)” olarak kayıtlara geçmiş sözlükte. Şimdi sıfatım gayet anlaşılır bir şekilde ortaya çıktı. Bir anın içinde olan ve seviyesiz ve dengesiz davranışları ile o anın içinde bulunmanın kurallarını çiğneyen görgüsüz, kaba… (Tamam tamam küfür yok…) kişi.

Şimdi öncelikle bir sanat eserini izlerken aldığımız biletle onu sadece izleme hakkını satın almış oluruz. Onu kayıt altına almak ve yaymak hakkını kendimizde görmememiz lazım tabii bir ansalak değilsek. Çünkü ansalaklar her türlü hakkı kendilerinde bulurlar. Anı yaşayamadan anı biriktirirler. Bir konseri, bir futbol maçını hatta çocuğunun mezuniyet törenini bile bir kamera camının arkasından izlerler. Eşsiz bir doğa manzarasına ulaşıp anı yaşamadan fotoğraf çekip gerisingeri dönerler. Anın içinde olmayınca da elinde sadece bir görsel kayıt kalıyor haliyle. Oysa anı diye biriktirdiğin o görsel kayıttan çok daha fazlasıdır. Ne demiştik: En güzel anılar, anın içinde yaşayarak toplananlardır… Hoş kalın…

Not: Ansalak tabiri bugün yürürlüğe girmiştir. Bundan önce bir veya birkaç defa ansalaklık yaptıysanız kusurunuz affolunmuştur. Biliyorsunuz bir yasa yürürlüğe girdikten sonrasını kapsar ;)

YORUM YAP


*Nezaket ve dilbilgisi kurallarına uyarak, zaman ayırıp düşüncenizi paylaştığınız için teşekkürler. Yaptığınız yorum onaylandıktan sonra ilgili sayfada yayınlanacaktır.


Fatma Parlakol - 5.1.2020 17:27:02
Anneannem bu sıfatın bir benzerini bulmuştu, onu da hatırlattıği icin ozellikle beğendim😁👍

Okurgezer - 5.1.2020 14:50:53
Çok güzel bir şekilde anlatılmış. İnsanın okudukça okuyası geliyor.

Nihal Erbilgin - 5.1.2020 13:50:59
Paylaştığınız cümleleri soluksuz okudum. Çok güzel herşeyi anlamışsınız, verdiğiniz örneklerle bir bütünü oluşturmuşsunuz. Çoğu zaman bizlerinde yaptıklarından bahsetmişsiniz . Hep aynı şeyi bende düşünmüşümdür. Evet güzel bir konserdeyim niçin izlemek varken paylaşıyorum.Ve bir daha yapmadığım. Şimdi size daha çok hakverdim.Paylasiminiz için teşekkürler Saygıyla kalın, Sevgiler. Dün gitti yarın daha gelmedi ânı yaşa.

Hatice Büşra - 5.1.2020 01:36:00
Benim ilgimi çeken konunun içeriğinden çok anlatımın şiirselligi oldu. Bu da öğretmenlik ve yazarlık harmanı bir yetenek. İfade gücü. Ansalak olmayan çok az insan vardır galiba. Bu görüşe de katılmayan çok az insan çıkacaktır diye düşünüyorum. Aklına kalemine sağlık Berker öğretmen.

Münzevi İmren - 5.1.2020 01:19:19
Sıfat dediğinizde 'algıda secicilik' düşüncesiyle cumlelerinizi okurken anahtar kelimeyi bulmaya çalıştım. Bilmem kaç tane kelime buldum. Her cümlede farklı bir kelimeye odaklandim sıfatı bulmak için. Lakin bir süre sonra kelimeyi bulmayi bıraktım. Çünkü okurken o an kelimelerle dans ettiğinizi hayal ettim. Yazdıklarınızı hayal etmek ve o an da hayallerimde bir anıya dönüşmez mi? Çünkü hayal etmek de düşünce balonun içersindekileri görsel bir sekilde izlemektir bence. Bu yaziyi her okuduğumda aynı hayali kuracagimdan şüphem yok. Kısa bir metin yazısı olmasına rağmen sanki bir romanın bilmem kaçıncı sayfasını okuyormusum gibi hissettim. Biraz makale biraz hikaye çokca sürükleyici bir yazı olmuş hocam. Genelde baş karakteri insanlar olur, burada yine kelimelerin doğru yerde doğru kullanimiyla insan dışında birden çok baş karakter bulabiliriz. Nefis bir yazi olmus. Kaleminize ve yüreğinize sağlık hocam. Murekkebinizin daima akmasi umuduyla. Saygılar.

Özlem - 5.1.2020 01:03:25
O zaman ne diyoruz carpe diem!✌️

Çiğdem Tan - 5.1.2020 01:01:39
Çok beğendim bu sıfatı 😄 yeri geldiğinde kullanmak için kaydettim hafızama 😉

Ece Özden - 5.1.2020 00:16:20
Şeb-i Yelda’dan Fazıl Say’a oradan da “ansalak”a ne de güzel bağlamışsınız. İfade yaratıcı tartışmasız. İğneyi de çuvaldızı da kendime batırdım okurken. Bir nevi “ben bu yazının neresindeyim” diye sordum. Anı yaşamaya daha güçlü bir adayım. Teşekkürler.

Büşra ERDOĞAN - 4.1.2020 23:15:35
Satırları okurken bir odaya geçtim ve sessiz bir şekilde anlamaya çalışarak okudum. Bu yüzden de kendi “ansalak”lıklarımı analiz etmek için iyi bir fırsat oluşturmuş oldum. Ne kadar haklısınız. Anlatılanlar ne kadar da yaşamımızın kendisi olmuş. Farkındalık güzel şey. O zaman bundan sonra “ansalak”lık yapmak yok. :)

Zeynep - 4.1.2020 23:00:35
Bu sıfatı bulmanizda teknoloji size çok yardim etmiştir herhalde


Back to Top