ÖZLEM ESMERGÜL-YALNIZ HATTA YAPAYALNIZ

En altta şarkınız sizi bekliyor.

Bana kitap yaktıran, roman yazdıran, beni keşfeden kadın: Özlem Esmergül…

Bir sözüyle “Kahveli Düşler Tiyatrosu” isimli kitabımın üzerini çizdi.

Telefondayız…

“Bu kitabını basmayalım. Kitabın bizim yayınevinden çıkabilir tamam ama sen roman yazmalısın! Sende o yetenek var!” dedi telefonda. Bir bildiği var diye içimden geçirirken asıl soruyu sordu.

“Yazabilir misin?

“Yazarım!” deyiverdim.

“Piyasada onlarca yazar var. Onlarla çalışmak tamam ama piyasaya yeni insanlar kazandırmak lazım. Başarabilirsen sen yayınevimizin keşfi olacaksın.” dedi.

Telefonu kapattıktan sonra ilk iş olarak Google’a girdim. “Romanın özellikleri” yazıp arattım. Düşünün, roman yazmaya dair hiçbir düşünce geçmemiş aklımdan o zamana kadar. Roman yazmanın r’sini bilmiyorum. Neyse o gece başladım Mavi Kız Kahve Çocuk’u yazmaya ve dört yüz gün sonra karşısına dosyam ile gittim. Sonrasını biliyorsunuz zaten.

Şimdi elimde bir kitap var: Yalnız hatta Yapayalnız… Kitap Özlem Esmergül’ün. Daha doğrusu yayınlayana kadar onunmuş ama artık o kitap içinde hikâyesi geçen yazarın kıymetli hatırasına ait. O yazarı biraz tanıyorsanız ve hikâyelerini okuduysanız ismini okuduğunuzda bunun bir Sait Faik Abasıyanık kitabı olduğu anlayabilirdiniz. Kırk sekiz yılın özeti gibi…

(Size bir söz vermiştim en başta kitabı yazan tanıdığım da olsa buraya reklam amaçlı bir paylaşım yapmayacağım diye. Şuradan bakabilirsiniz. Sözüm söz. Bu konuda müsterih olun. İçime sinmese bu kitabın kapağını kapatır kapatmaz buraya yazı yetiştirmezdim. Gevşeyin ve devam edin…)

Öncelikle kitabın yazılması gündeme geldiği zaman, Mavi Kız Kahve Çocuk yeni basılmıştı. İki sene olmuş demek ki araştırmalara başlayalı. Birçok kaygısı vardı o dönemde. Siz bilmiyor olabilirsiniz birçok kitabın yazım aşamasında imzası vardır Özlem Esmergül’ün. Ama müstakil bir kitabı yoktu daha önce. Bu onun ilk kitabı. Kaleminin çok kuvvetli olduğunu biliyordum. İşin matematiğine hâkim olduğu da su götürmez gerçekti. Neydi peki onun ile ilgili tek endişem? “O kadar çok yazarı emzirdi ki, kendi çocuğuna sütü kalmamıştır” diye düşünüyordum. Güzel bir hikâye ama yavan tasvirler bekliyordum. Yazma pratiği çok olduğu için de bu normaldi. Yalnız resmen stokçuluk yapmış, malın iyisini tezgâh altına atmış ve bu romanda okuyucuya uzatmış.

Çok ama çok güzel tasvirler kullanmış. Karakterlerin ruh hallerini betimlerken şiddeti çok iyi ayarlamış. Abartı yok, ne ise o. Bir an kendini üç yazarın oturduğu bir masaya komşu, buluyorsun. Masada bir kavga çıkıyor. O kadar gerçek ki, o an polis gelse ifade verirsin. Başka bir an bir kenar mahalle kızıyla bir odada; sen, Sait Faik, kenar mahalle kızı…

Ben çok önceden beri Sait Faik hayranı olduğum için midir bilmiyorum, kitabın başkarakterine hiç yabancılık çekmedim. Mamanın koluna girdiğinde, hırçınlaştığında, meyhanede, kerhanede, balık tutarken bu da olmaz demedim. Yalın bir adam vardı orada. Tanıdığım biri…

Kitapların içeriğinden bahsetmem bilirsiniz ama tekniğinden biraz konuşalım. Nehir gibi çağlayan bir hikâye düşünün. Bir de bir çay, nazlı ama sancılı akan kurumamak üzere. Nehire kavuşmak tek derdi. İşte tam nehire kavuştuğunda nehir de denize kavuşuyor. Zaten Sait Faik romanının sonu denize açılmasa olmazdı. Yani ne demek istedim? Süren bir hayat hikâyesinin arasına girmiş yazar. Bir hikâye başlatmış. Bir kadın sürekli Sait Faik’i arıyor. Sen kitabı okurken onu sürekli görüyorsun hayatı gözünün önünde akıyor.  İki hikâye arasındaki gidiş gelişleri çok iyi yapmış ve en sonunda iki hikâyeyi birbiriyle kucaklaştırmış.

Beni biraz tanıyorsanız Orhan Veli’ye düşkünlüğümü bilirsiniz. Bu hikâyenin içinde çokça Orhan Veli de var. Kitabın içinde öldüğünde Sait Faik’in sırtını sıvazlayasım geldi. Sadece o mu var? Hayır… Edebiyat dünyasına biraz aşina iseniz o devirde yazan bütün insanları görebiliyorsunuz. İsimleri tek tek saymayacağım. Salah Birsel, Özdemir Asaf, Leyla Erbil bazıları… Onların o dönemde çektikleri sıkıntılara şahit oluyorsunuz. Sıkıyönetim altında yazarlık yapmak… Devlet olasınız geliyor: Alın çocuklar şu parayı adam gibi yazın öykülerinizi. Hoş belki o zaman bu kadar güzel olmazdı yazdıkları.

Tekrar yazara gelecek olursak çok titiz bir çalışma yaptığı açık. Çok büyük bir kaynak taraması yapmış. Mekânlar gerçek, insanlar gerçek, yazarların başında sallanıp duran sıkıyönetim kılıcı gerçek, devrin ekonomik koşulları gerçek, savaştan uzak durmaya çalışan bir ülkenin çektiği sıkıntılar gerçek… Koca kitapta gerçek olmayan yer neredeyse yok. Aynı zamanda yazarın hikayelerinde kullandığı dile yakın bir dil kullanmış. Kelime seçimlerinde de yazarın sıkça kullandığı kelimelerden yararlanmış. 

Kitabı okumaya başladığımda elime bir kalem almıştım. Beğendiğim yerlerin altını çizecektim güya. Yirminci sayfadan sonra kalemi elimden bıraktım. Keyfini çıkar Berker dedim. Böyle kitap insanın önüne senede bir kere gelir. Kalemi ne zaman kullandım? Sadece imla veya dizgi hatası gördüğüm yerlerde…

Yazar bir kitap yazmanın yanında büyük de bir iş başarmış. Bir dönemin tarihini yazmış. Yukarıda yazmıştım ya Google’da bir araştırma yaptığıma dair. Orada yazıyordu: roman yazıldığı ülkenin ekonomik-kültürel durumu, o dönemki insanların yaşantısı ve hayat şartları hakkında bilgi verir. Ben de kendi kitabımı yazarken tarih vereceğim zaman o tarihte ülkede olan önemli olayları yazarak başlamıştım. Özlem Esmergül de bu şekilde yapmış, iyi de olmuş. Eğer ki yazara söz vermeseydim, bu kitabı yaza kadar elimde oradan oraya dolaştırabilirdim. Tebrikler Özlem Esmergül…

Not: Kahveli Düşler Tiyatrosu 2015 yılında yazdığım ama basılmayan kitabımdır. Onu bir gün bu site üzerinden açık bir şekilde paylaşmayı düşünüyorum.

facebook.com/berkerokan twitter.com/BerkerOkan youtube.com/berkerokan instagram.com/berkerokan

YORUM YAP


*Nezaket ve dilbilgisi kurallarına uyarak, zaman ayırıp düşüncenizi paylaştığınız için teşekkürler. Yaptığınız yorum onaylandıktan sonra ilgili sayfada yayınlanacaktır.


Büşra Erdoğan - 18.3.2018 15:45:14
Bir kitap ancak bu kadar güzel ve hassas anlatılabilir sanırım. Kitabın yorumunu okumak insanı bu denli huzura götürüyorsa kim bilir o kitap nasıldır? İyi ki varsınız hocam. Yazdıklarınızı okudukça hayata karşı umudum artıyor. Size çok şey borçluyuz. Kitabı Mart ayı listeme ekledim bile.


Back to Top