MONTAIGNE-DENEMELER

Türkiye’de “deneme” deyince akla ilk gelen kitap sanıyorum Montaigne’e ait. Algımca Montaigne de Dostoyevski ve Tolstoy’un kuşağında idi. Neden öyle konumlandırmışım bilmiyorum ama onun da 1820lerde doğduğunu düşünüyordum. Yaptığım araştırmalarda da beni en çok şaşırtan yazarın yaşadığı devir oldu. Doğum yılı 1533… Yani dört yüz elli yıl önce yazmış denemelerini. Yazarken de bunu sadece öldükten sonra yakınlarının kendisini daha iyi anlamaları için yazdığını söylüyor. Hiçbir iddia ya da şöhret peşinde olmadan…

Fransız yazar Latin ve Yunan dilini, edebiyatını öğreniyor. Yazılarına yol gösteren de bu iki dilin yazarlarının yazıları oluyor şüphesiz. Çünkü denemelerinde bazen kendi düşünce yapısına uygun bir yazıyı alıntılamış bazen de o alıntıların yazısını yazmış hissi uyandırıyor. Persius, Horatius, Lucretius, Ovidius, Catullus… gibi Yunan, Latin ve İtalyan (Roma) edebiyatından birçok şairlerden kısa alıntılara yer vermiş. Bunlar yazının bazen destekçisi bazen de iskeleti oluyor. Hem diğer şairlerin de bu konuda ne düşündüğünü öğrenmiş oluyoruz hem de güzel bir genel kültür şekerlemeleri gibi bir tat uyandırıyor dimağınızda. Kimi denemelerinde ise bunlardan hiç kullanılmamış. O zaman da bir eksiklik hissedilmiyor açıkçası.

Çağımızda da denemeler yazılıyor. Bunları okurken en çok canımı sıkan taraf şu oluyor: Yazı başlıyor en güzel yerine geldiğinde, bir açıklamaya muhtaç olduğunda, falanca yazarın veya şairin de dediği gibi ya da şu filmdeki şu tiratta da geçtiği gibi şeklinde bir yazı giriliyor tırnak içinde. Hep derdim ki; yahu yazarlık iddiasıyla eline kalem-kâğıt alıp (bilgisayar başına geçip) bir dergiye yazı yolluyorsan, o cümleleri alıntı yapmak yerine kendi duygularınla kendi üslubunca ve kendi kelimelerinle anlatmayı dene. Çünkü bir yerden sonra yazı öyle bir hale geliyor ki, beş tane birbirinden ünlü yazarın sözleri iskeleti oluşturmuş yazar da o güzel sözlerin arasını doldurmuş gibi… Bu sebepten zamane dergilerine deneme yazan kişilerin yazılarını okumak çok fazla içimden gelmiyor. Hatta o dergileri edebiyatın gelişmesine, çağdaş bir akımın oluşmasına engel olarak görüyorum.

İki üst paragrafta övüp bir üst paragrafta yerdiğim durum bir tezat değil mi? Değil! Neden değil, çünkü 1580 yılında yazarın ne bilgisayarı var ne de Google gibi bir arama motorunun başına geçip “en ünlü sözler”, “meşhur tiratlar”, “cemal süreya sözleri”, “yalnızlık sözleri” gibi aramalar yapma şansına sahip. Bu sözlerin hepsini okuduğu kitaplardan çıkarıp kendi bileğinin gücüyle sıkıp bize o özü kimbilir ne kadar zahmetle okuyucuya veriyor. Bu sebeple yazarın kendi genel kültürünün bağından bize meyve sunmasıyla, zamane yazarlarının sanal bilgi bulutundan edebiyat yağmuru yağdırmaya çalışmaları mukayese bile edilemez.

Denemelerin konuları çok çeşitli. Yazar aşktan kendimizi anlatmaya, ölüm korkusundan insanın güçsüzlüğüne, evlilikten vicdana, yaşayan ölülerden dizginsiz tutkulara… Hemen her konuya değinmiş. Her konu hakkında kendi düşüncesini, bilgi düzeyi el verdiği imkânda, yazmış. Kitap çağında bir aydınlanma kitabı vazifesini görmüş. Bu da yazarın bilgi düzeyinin çağın ne kadar ilerisinde olduğunun kanıtı. İçinde geçen yüz yedi denemenin büyük çoğunluğu hala geçerliliğini sürdürüyor. Bu yüzden her çağda okunup faydalanılacak bir eser.

Kitabı okumaya başladığımda kitaptan bazı sözlerin altını çizmeye, beğendiğim denemelerin sayfalarının kulaklarını kıvırmaya başladım. Baktım ki olacak gibi değil sadece keyfini çıkararak okumak istedim. Biliyorum ki bu kitap artık bir başucu kitabı. Ne zaman kitaplığıma baksam açıp içinden bir-iki deneme okuyup yine yerine koyacağım. İnsanda şiir kitabı tadı bırakıyor. Neresinde kaldığının önemi yok. Rastgele bir sayfa açıp okumaya başlanabilir. Kesinlikle okumanızı tavsiye edeceğim. Bu kitabın üzerine Francis Bacon’un da Denemeler kitabını aldım. Onu da hemen ardından olmasa bile vakti gelince okuyup sizinle paylaşacağım.

Son olarak şunu da eklemek isterim ki; bu kitabı okumadan çok güzel bir kişisel gelişim kitabı yazılabilir. Yalnız bu kitabı okuduktan sonra insanın biraz haddini bilmesi gerekiyor. Bu kitabı okuduktan sonra, meşhur kitap dükkanlarının raflarını pıtrak gibi kaplayan kişisel gelişim kitaplarına daha mesafeli olacağınızı söylemem gerekiyor. Aman canım üzülmeyin, hiç kaybınız olmayacak. Hoş kalın..

 

facebook.com/berkerokan twitter.com/BerkerOkan youtube.com/berkerokan instagram.com/berkerokan

YORUM YAP


*Nezaket ve dilbilgisi kurallarına uyarak, zaman ayırıp düşüncenizi paylaştığınız için teşekkürler. Yaptığınız yorum onaylandıktan sonra ilgili sayfada yayınlanacaktır.



Back to Top