GOETHE-GENÇ WERTHER'İN ACILARI

Aşağıda opsiyonel şarkımız mevcut ;)

İsminden ötürü ülkemizde hemen hemen herkesin adını bildiği bir yazar. Cümle içinde bir defa muhakkak kullanılmıştır. Meslek liselerinde, komedi filmlerinde, tiyatro sahnelerinde… Birçok alanda isminin bir organa benzemesi sebebiyle ucuz esprilerin konusu olmuştur. Ülkemizde komedi faktörü genelde “köyden kente gelen adamın hikâyeleri” üzerinden döndüğü için bu aptallığı yapmak birçok yazara kısmet olmuştur.  Ee tabii bu da ülkemizdeki mizah seviyesini anlamamızda yeteri kadar yardımcı oluyor. Tam adı, Johann Wolfgang Von Goethe…

Henüz 25 yaşında yazdığı bu mektuplar onu büyük bir üne kavuşturuyor. Genç Werther’in Acıları kitabı 1774 Leipzig kitap fuarında büyük bir ilgi ile karşılanmış. Genç yazarın bu başarısı da onu devrin büyük yazarlarından biri yapmış. Burada bilgi vermekten çok sizi şaşırtmak istedim. İki buçuk asırdan fazla bir zamandan bahsediyorum. Basit bir kıyasla, İstanbul’da düzenlenen kitap fuarı otuz altıncı yılını geride bıraktı. Kültür ve medeniyet konusunda adamların ne kadar gerisinde olduğumuzun somut bir örneği olarak göze çarpıyor.

İlginç notlardan birisi de: Yazar bu kitabı tam iki haftada tamamlıyor. Kısa bir süre gibi gelebilir size ancak romanın iskeletini meydana getiren olaya (Aşağıya olayın detayını Goethe’nin İlham Kaynakları başlığıyla verdim. Spoiler olabileceği için tercihe bıraktım. Kitabı okuyacak olan okumasın.) birebir şahit olduğu için duyduğu yoğun hisler kitabı bu kadar hızlı yazmasını olanaklı hale getiriyor. Gerçek hikâyeden tek farkı intihar eden arkadaşı yerine kendini koyup mektupları intihar eden arkadaşına yazmasıdır. Bu gerçek hikâye olayın çatısını oluşturuyor. Yazılan mektuplar ise tamamen kurgu.

Kitapta en çok ilgimi çeken ve araştırdığım konu ise yazar kitapta Hristiyanlığın en önemli kutsal metinlerini kapsayan Yeni Ahit’e çok fazla gönderme yapıyor. Bu sebeple yazarın dini bağlarının çok güçlü olduğunu düşündüm fakat yaptığım araştırmalarda bunu doğrulayacak bir veri bulamadım. Kitapta hemen hemen üç sayfada bir kutsal kitaba bir atıfta bulunulmuş bunlardan birini aşağıda paylaştım. Kitabı okurken bir yandan da o metinleri takip etmeye çalıştım. Kitabın içinde geçen bazı konuları ya da düşünceleri mitolojiye ve ya dine yaslamak kitabın ayaklarını yere sağlam basmasına neden oluyor. Çünkü bunlar büyük bir çoğunluğun kabul ettiği metinler…

İzin gününüze güzel bir meze olabilir. Bir günde bitirilecek bir kitap. Kitabın dili oldukça akıcı. Sayfa sayısı yüz yirmi altı. Ben yine Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi çevirisini elime aldım. Konusuna basitçe değinecek olursak çaresiz bir aşkın kucağına düşen Werther, arkadaşı Wilhelm’e yazdığı mektuplarla yaşadığı duyguları okuyucuyla paylaşıyor. Kitabın başında yine imkânsız bir aşktan kaçan Werther (Wilhelm’in kız kardeşine aşık oluyor), çok daha kuvvetli ve karşı koyulamaz hislerle sevdiği Lotte’nin bir başka adamla nişanlı olması sebebiyle yeni bir imkânsız aşkın kucağına düşüyor. Bu imkânsız aşkın izlerini mektuplarla yavaş yavaş sürüyorsunuz. Sevgi nasıl tehlikeli bir hal alabiliyor görebiliyorsunuz. Bir yerde ona zorla sahip olmayı düşündürebilecek kadar tehlikeli şey sevgi demekten kendinizi alamıyorsunuz. Bu kötücül duyguların girdabına giren bir gencin kurtulma şansı da olmuyor haliyle. Kitap bu kısacık olmasına rağmen bu yoğun duyguların hepsini size tertemiz bir dille veriyor.

Kitap öyle bir akım başlatıyor ki zamane Almanya’sında karşılıksız aşk yaşayan gençler arasında bir intihar furyası meydana geliyor. Aynı zamanda gençler romanın başkarakterine öykünerek onun kıyafetlerini taklit etmeye başlıyor. Bir roman modaya etki edebiliyor demek ki…

Ben kitabı güzel duygular ile okudum. Aman canım klasikler de çok klasik diye düşünmeden başlamanızı tavsiye ederim. Kitabın başkarakterinin karamsarlığını büyük bir merakla takip ediyorsunuz ama o karamsarlık sizin ruh halinize sirayet etmiyor. Bu sebeple kitabı okumaktan korkmayın. Uyku öncesi bile okuyabilirsiniz. Ezcümle: İmkânsız aşklardan uzak durun. Hoş kalın..

 

 

Bahsettiğim Metin Yeni Ahit Luka 15

Kaybolan Oğul Benzetmesi

11  İsa, “Bir adamın iki oğlu vardı” dedi. 12 “Bunlardan küçüğü babasına, ‘Baba’ dedi, ‘Malından payıma düşeni ver bana.’ Baba da servetini iki oğlu arasında paylaştırdı.

 13 “Bundan birkaç gün sonra küçük oğul her şeyini toplayıp uzak bir ülkeye gitti. Orada sefahat içinde bir yaşam sürerek varını yoğunu çarçur etti. 14 Delikanlı her şeyini harcadıktan sonra, o ülkede şiddetli bir kıtlık baş gösterdi, o da yokluk çekmeye başladı. 15 Bunun üzerine gidip o ülkenin vatandaşlarından birinin hizmetine girdi. Adam onu, domuz gütmek üzere otlaklarına yolladı. 16 Delikanlı, domuzların yediği keçiboynuzlarıyla karnını doyurmaya can atıyordu. Ama hiç kimse ona bir şey vermedi.

 17 “Aklı başına gelince şöyle dedi: ‘Babamın nice işçisinin fazlasıyla yiyeceği var, bense burada açlıktan ölüyorum. 18 Kalkıp babamın yanına döneceğim, ona, Baba diyeceğim, Tanrı’ya ve sana karşı günah işledim. 19 Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.’

 20 “Böylece kalkıp babasının yanına döndü. Kendisi daha uzaktayken babası onu gördü, ona acıdı, koşup boynuna sarıldı ve onu öptü. 21 Oğlu ona, ‘Baba’ dedi, ‘Tanrı’ya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim.’

 22 “Babası ise kölelerine, ‘Çabuk, en iyi kaftanı getirip ona giydirin!’ dedi. ‘Parmağına yüzük takın, ayaklarına çarık giydirin! 23 Besili danayı getirip kesin, yiyelim, eğlenelim. 24 Çünkü benim bu oğlum ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu.’ Böylece eğlenmeye başladılar.

 25 “Babanın büyük oğlu ise tarladaydı. Gelip eve yaklaştığında çalgı ve oyun seslerini duydu. 26 Uşaklardan birini yanına çağırıp, ‘Ne oluyor?’ diye sordu.

 27 “O da, ‘Kardeşin geldi, baban da ona sağ salim kavuştuğu için besili danayı kesti’ dedi.

 28-29 “Büyük oğul öfkelendi, içeri girmek istemedi. Babası dışarı çıkıp ona yalvardı. Ama o, babasına şöyle yanıt verdi: ‘Bak, bunca yıl senin için köle gibi çalıştım, hiçbir zaman buyruğundan çıkmadım. Ne var ki sen bana, arkadaşlarımla eğlenmem için hiçbir zaman bir oğlak bile vermedin. 30 Oysa senin malını fahişelerle yiyen şu oğlun eve dönünce, onun için besili danayı kestin.’

 31 “Babası ona, ‘Oğlum, sen her zaman yanımdasın, neyim varsa senindir’ dedi. 32 ‘Ama sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu!’ ”

 

Goethe’nin ilham kaynakları (wikipedia’dan alıntı)

Roman özellikle, Goethe’nin 1771’den 1774’e kadar olan yaşanmışlıklarının arka planını oluşturmaktadır: Aynı zamanda öncelikli olarak, 1772 yazında Johann Christian Kestner’in eşi olan Charlotte von Stein'e (Önceki soyadıyla Charlotte Buff) duyduğu hastalıklı, ümitsiz aşkı ve bir elçilik sekreteri olan Karl Wilhelm Jerusalem’in, Palatinalı meslek arkadaşının eşine karşı olan hüsran dolu aşkından dolayı, 30 Ekim 1772’de Kestner’in ödünç verdiği bir silahla intihar etmesi, romanın ana hatlarını belirlemektedir. Tüm bunları, Goethe’nin 1774 yılında başlayıp, Werther’in taslağının oluşmasından kısa bir süre sonra, İtalyan fakat Frankfurt am Main’de yaşamakta olan tüccar Peter Anton Brento ile evlenen Maximiliane von La Roche’a karşı sonradan kendisini hayal kırıklığına uğratan aşkı takip etmektedir. Fakat bu, Werther için etkili bir ilham kaynağı olarak görülmez, romanın başlarında, sadece Maximiliane’nin “geceyi andıran gözleri” dile getirilmiştir. Charlotte Buff ise mavi gözlüdür.

 

facebook.com/berkerokan twitter.com/BerkerOkan youtube.com/berkerokan instagram.com/berkerokan

YORUM YAP


*Nezaket ve dilbilgisi kurallarına uyarak, zaman ayırıp düşüncenizi paylaştığınız için teşekkürler. Yaptığınız yorum onaylandıktan sonra ilgili sayfada yayınlanacaktır.



Back to Top