DOSTOYEVSKİ-KUMARBAZ

Bu sayfayı okurken bir müzik dinlemek isterseniz sayfanın altında bir video sizi bekliyor. İsterseniz önce müziği başlatabilirsiniz. Bu seçim tamamen opsiyoneldir. smiley

İlk kitap tanıtımını yaparken aklımda iki aday yazar vardı: Dostoyevski ve Orhan Pamuk. İki yazar da bende aynı güzel hisleri oluşturuyor okurken. Komiktir ki; Dostoyevski okurken “keşke yazar yaşasaydı da onunla tanışabilseydim” diye düşünürken Orhan Pamuk okuduğumda “Orhan Pamuk yaşıyor sanki çok tanıştın” hissi uyanıyor. Sonra iyi ki kitaplar var diyorum. İki yazarı da aynı anda bir odaya toplayabiliyorum.

Kitapların ikisine de (Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları romanından bahsediyorum. Onu da bitirince size yorumlayacağım.) hemen hemen aynı zamanlarda başladım. Genelde tercihim aynı anda iki, olabiliyorsa üç kitabı okumaktır. Bu sayede değişik ruh hallerinde ve değişik zamanlarda çeşitli kitapları okuma şansım olur. Mesela üzüntülüyken bir İlhan Bener okunmaz, yorar bence. Ya da çok mutluyken Orhan Pamuk, içindeki enerji ile o uzun cümleleri birbirine ekleyemezsin. İlla kederleneceksen eline Ferhan Şensoy almamalısın çünkü kedere düşman bir dili vardır. Her ruh halinin bir yazarı vardır bence. Birkaç istisna var elbet. Bana göre Dostoyevski duygularüstü bir yazar. Her ruh halinde ve her zaman diliminde okuyabiliyorum. İlla öyle uzun bir zaman müsait olman gerekmiyor okumak için. Beş dakika bir fırsatın olsa bile kitabın içine dalabiliyorsun. Çünkü onda mucizevi bir şey var. Yarattığı dünya ve karakterler canlı. Seninle birlikte yaşıyorlar. Mesela ders aralarında okursam eğer kitabın kapağını kapattığımda Raskolnikov arka sırada oturuyor. Sınıfın penceresinden baktığımda sanki o devrin Rusya’sının içindeyim… Böylelikle kitabın kapağını açtığım anda sanki hiç elimden bırakmamışım hissi uyanıyor. Kaldığım yerden devam edebiliyorum, ben başka bir yerde kalmış olsam bile…

Neyse, kitaba gelecek olursam; birçok çevirisi vardı internette. Hiç diğerlerine bakmadan İş Bankası Yayınları’nı tercih ettim. Tercih sebebim ise kitabın “Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi” içinde olmasıydı. Bilmeyeniniz varsa Hasan Ali Yücel, Can Yücel’in babası ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Milli Eğitim Bakanı’dır. Mesleğim icabı kendisine derin bir saygım söz konudur. Bu klasiklerin içinde kendisinin kaleme aldığı bir ön söz mevcuttur ki, onu okuduğunuzda ülkemizi böyle güzel insanlar inşa etmiş diye düşünürüm. Ön sözü, yazının aşağısında sizinle paylaşacağım.

Kendisi de kumar bağımlısı olan yazar bu romanda hayat verdiği başkarakter Aleksey İvanoviç’te şüphesiz kendinden izler barındırmaktadır. Romanı dört hafta kadar bir sürede yazdığını öğrendiğimde şaşırmadım değil. Devrimizde dört ayda bir roman yazan yazarları eleştiriyorken bir anda kendimle çelişirken buldum kendimi. Sonunda da iyi ki yazmış diye de ekledim.

Kitaba ismini veren kumarbaz bir öğretmen, roman bir Alman şehrinde geçiyor. Kitabı okuduğunuzda bir kumarbazın kumar oynadığı zamanda duyacağı duygulara yakın duygular hissediyorsunuz. Antonida Vasilyevna Traseviçeva (büyükanne) rulet masasında üst üste kazanırken onunla aynı duygularla coşup ona “bırak artık kaybedeceksin!” diyen seslere kulağınızı kaparken, talih dönüp de kaybetmeye başladığında bir kumarbaza özgü ihtirasla şansın yeniden döneceğine inanıp bahisler basmak istiyorsunuz. En sonunda da her şeyini kaybettiğinde onun tükenmişlik hissini en derinde hissediyorsunuz.

Burada Mavi Kız Kahve Çocuk’tan bir bölüm paylaşmak isterim : “Soğuk ciğerlerime işliyordu. Resmen kendime acı çektiriyordum. Mazoşist bir bekleyişe dönüşmüştü. Gurur ne geri dönüşü olmayan bir yoldu. Ve ben artık o yolda kaybolmuştum. Gurur, nefrete yakın bir duygu doğurmuştu içimde. Aramadığı her saniye biraz daha büyüyordu, bu duygunun ateşi benliğimi kavuruyordu ama içimde yanan bu ateş fiziksel soğuğa bir çare değildi. Hırs zaman kavramını tamamen ortadan kaldırmıştı. Ha şimdi, ha şimdi diyerek kumar masasından kalkamayan bir kumarbaz gibi bekledim durdum.”

Romanın adı geçen sayfalarını okurken MKKÇ’de yaptığım tespitin doğru olduğuna kanaat getirip sevinmiştim. Sizinle de paylaşmak istedim.

Diğer romanlarında olduğu gibi karakterler yine capcanlı. Yani derste arka sıraya baktığımda artık Aleksey İvanoviç’i ve onun tutkuyla sevdiği Bayan Polina’yı da göreceğim.

Yazar güne eşzamanlı bir roman yazmış. Zaten yazdıklarını günlüklerden çıkardığını söylüyor. Hatta kitabın orijinal ismi “Genç Bir Adamın Notlarından”. Bir kumarbazın güncesini okuyacaksınız. Tabii içinde aşk da olmazsa olmaz. Aleksey İvanoviç, yanında çalıştığı generalin üvey kızına tutku derecesinde âşık. Aşkı için kadının kölesi olmayı bile göze alıyor.

Ayrıca bir gün lazım olur mu bilmiyorum ama kitabı okurken rulet oyununa dair birçok tanımı da (rouge, zero, passe, manque vb.) öğreniyorsunuz. Bir Kıbrıs kaçamağı yapılacaksa kitabı önceden okumanızı tavsiye ederim.

Kitabın en can alıcı cümleri ise: “Zevk her zaman yararlıdır; vahşi, sınırsız bir hâkimiyet duygusunda da -bir sinek üzerinde olsa bile- kendine has bir zevk vardır. İnsan yaradılıştan zorbadır ve acı çektirmeyi sever.” Burada insan davranışları üzerine güzel bir tahlil söz konusudur. Diğer romanlarında olduğu gibi insanın içindeki ilkel benliğin tanımını yapıyor. İnsan ne kadar kendini geliştirse de, teknoloji ne kadar gelişse de, konfor ne kadar artsa da ilkel benlik her zaman sabit kalıyor. Dostoyevski romanının başarısının en büyük sırrı da, kanımca, insana dair ele aldığı şeyin insanın ilkel benliği olması. Yazar bu sayede yüzyıllar geçse de insan üzerine yaptığı tahlillerde yanılıyor olmayacak ve romanları çağlar boyu güncelliğini koruyacak. Çünkü o insanlar her zaman aramızda olacak ve her zaman o karakterlerden bir parçayı içimizde hissedeceğiz.

Kitap hakkında yazabileceğim son not da şu: Yazar, kitabın son bölümünde bizim Türk filmlerinin sonundan aşina olduğumuz bir yapıyla okuyucuya sesleniyor. Havada kalan bütün olayları yere bastırabilmek için bir karakterle konuşuyormuş gibi bütün karakterlerin ve olayların akıbeti hakkında bilgi veriyor. Bizim filmlerde de konuyu toparlayabilmek için en sonda “Ahmet, üç sene sonra sevdiği kızla evlendi, Onlara düşman olan dayı kötürüm oldu, Seval okulunu bitirdiği gibi istediği terzi dükkânını açtı.” gibi dış ses ile geleceğe dair merak edilen olayları açıklarlar. Bu bende tezgâhı zabıta basıyormuş da malları toplama telaşına düşülmüş hissi uyandırıyor. Kitap 177 sayfa, keşke 300 olsaydı da o insanların hikayelerini kitabın akış hızında öğrenebilseydim dedim. Fakat yazar kumar bağımlısı ve yazarlığı geçimini sağlayabilmek için yaptığından bu sonunda yaptığı bağlama hoş görülebilir.

“Dostoyevski yazmak için mi yaşıyor, yaşamak için mi yazıyor?” bu da size ev ödevi olsun. Araştırıp altta bize de bilgi verirseniz çok sevinirim.

Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Akıcı bir dille yazılmış. Puanlama yapmak istemiyorum. Çünkü bir yerden sonra adaletin terazisi şaşıyor. Ben de adil olmayan hiçbir olayın içinde bulmak istemem kendimi. Hoş kalın..

 

Bahsettiğim Ön söz

Hümanizma ruhunu anlama ve duymada ilk aşama, insan varlığının en somut anlatımı olan sanat yapıtlarının benimsenmesidir. Sanat dalları içinde edebiyat, bu anlatımın düşünce öğeleri en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir ulusun, diğer ulusların edebiyatlarını kendi dilinde, daha doğrusu kendi düşüncesinde yinelemesi; zekâ ve anlama gücünü o yapıtlar oranında artırması, canlandırması ve yeniden yaratması demektir. İşte çeviri etkinliğini, biz, bu bakımdan önemli ve uygarlık davamız için etkili saymaktayız. Zekâsının her yüzünü bu türlü yapıtların her türlüsüne döndürebilmiş uluslarda düşüncenin en silinmez aracı olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyatın, bütün kitlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir etkisi vardır. Bu etkinin birey ve toplum üzerinde aynı olması, zamanda ve mekânda bütün sınırları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi ulusun kitaplığı bu yönde zenginse o ulus, uygarlık dünyasında daha yüksek bir düşünce düzeyinde demektir. Bu bakımdan çeviri etkinliğini sistemli ve dikkatli bir biçimde yönetmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemeyen Türk aydınlarına şükran duyuyorum. Onların çabalarıyla beş yıl içinde, hiç değilse, devlet eliyle yüz ciltlik, özel girişimlerin çabası ve yine devletin yardımıyla, onun dört beş katı büyük olmak üzere zengin bir çeviri kitaplığımız olacaktır. Özellikle Türk dilinin bu emeklerden elde edeceği büyük yararı düşünüp de şimdiden çeviri etkinliğine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okurunun elinde değildir.

 Hasan Âli Yücel

Milli Eğitim Bakanı

23 Haziran 1941

facebook.com/berkerokan twitter.com/BerkerOkan youtube.com/berkerokan instagram.com/berkerokan

YORUM YAP


*Nezaket ve dilbilgisi kurallarına uyarak, zaman ayırıp düşüncenizi paylaştığınız için teşekkürler. Yaptığınız yorum onaylandıktan sonra ilgili sayfada yayınlanacaktır.



Back to Top