ANNE KEDİ VE YAVRULARI

Evde yemek yapmaya üşendiğim için saat çok geç olmadan esnaf lokantasına yollandım. Biraz daha oyalanırsam zeytinyağlılar bitebilirdi haliyle. Sadece kaynamaktan hakikaten kuruyan kuru fasulye ve beklemekten sıkılmış diş kıran pirinç pilavı kalıyordu bu saatlere. Ereğime beş adım kala yolda alt komşum ile karşılaştım. Selam faslından sonra, Kahve’den sebep kedilere hassas olduğumu bildiği için, kömürlükte bir kedinin doğurduğunu söyledi bana. Bir sarman apartmanımızın kömürlüğünü bir yavruları için güvenli bir liman olarak düşünmüş olacak ki, onları orada dünyaya getirmiş. Yavrulardan üçünün kendini kurtardığını ama birinin ölmekte olduğunu da söyledi konuşmanın sonunda. Esnaf lokantasına acıklı bir dikiz attım ama bir kedi zordaydı. Aç açın halinden anlar misali, üzerimde kedi adam kostümü varmışçasına yolumu değiştirdim. Marketten kuru ve ıslak mama aldım, doğruca kömürlüğe gittim.

Bu arada çeyrek asırdır aynı apartmanda ikamet ediyorum. Kömürlüğe de kolay kolay inmem ha. Hatta hiç inmem. Kömürlüğün hemen girişinde, bahçedeki suyu kanalizasyona iletmek için büyük bir gider vardır. Üzerinde demirden, ağır bir de mazgal... Küçükken sıklıkla oyun oynamak için inerdik kömürlüğe. Baba marka bir potamız vardı. Ufak bir masa birkaç sandalye… Tek gittiğim bir gün romantik romantik kedi severken arkamı döndüğümde kediden hallice bir farenin giderden yarı beline kadar çıkıp bahçeye bakındığını gördüm. Öyle ki kedi arkama saklandı doğal düşmanından kaçıp. Giderin üzerinde durması gereken mazgal hemen yanında duruyordu. (Otuz beş yaşındayım hala öyle ihanet görmedim) Ben de yürek Selanik fareye, “Fare abi, bırak bizi varalım gidelim yolumuza… Büyüklük sende kalsın Fare Baba… Bir daha yoluna çıkmayız ey yüce Fare.” der gibi bakıyordum ki fare reis hikmetinden sual olunmaz bir şekilde gidere geri döndü. İşte o gün kömürlüğe son inişimdi. Milletin çocukluğundan Fahriye Abla anısı var, benim de ola ola Fare Abiyle… Neyse.

Kömürlüğe inip ıslak mamayı açıp yere boşalttım. Kömürlüklerin üzerinden, iki metreden, serbest düşüşle pat bir yavru kedi atladı. Başladı homur homur mamayı yemeye. Onu hemen tanıdım. Komşunun söylediği, ölmek üzere olan kediydi. Alaca renkli, çelimsiz… Ya aç kalıp ölecekti ya da o yüksekten atlayarak… O yüksekten atlamayı seçti çünkü diğer cüsseli kardeşleri gibi merdivenden inse mamadan pay alamayacağını çok iyi biliyordu. Evrim böyle bir şeydi. Güçlü olanlar kalıyor, kardeşlerden güçsüz olanları diğer kardeşler ve anneleri tarafından ölüme itiliyordu. Böylece kuvvetli olanın genleri geleceğe aktarılıyordu. O evrimin dışına itildiğinin farkındaydı. Bu sebepten gözünü karartıp atladı. Hepsinden önce mamaya ulaştı. Onlar gelene kadar yiyebildiği kadar yedi. Tam da düşündüğü gibi iri cüsseli kardeşleri geldiğinde pati darbeleriyle onu saf dışına ittiler…

Diğer gün aynı kedi bu sefer kapıda beni görür görmez bıraktı kendini boşluğa, iniş ile düşüş arası bir eylem ile betonla öpüştü. İşbirlikçisi olduğum alacalı yavrunun önüne zaman geçirmeden boşalttım mamayı. İnsanoğlu vicdan denen duygusuyla evrime hep çomak sokmuştur zaten. Sadece vicdanıyla da değil; hırslarıyla, gücüyle, teknolojisiyle… Bunu başka bir yazının konusu yapacağım. Bizim ufaklık kardeşleri gelene kadar işkembeyi doldurdu yine.

Üçüncü gün gittiğimde atlayamadı ufaklık çünkü artık ölüm tehlikesi yoktu onun için. Üç dört defa yeltendi duvarın kenarına gelip hatta iki ayağını sarkıttı da duvardan ama bırakamadı kendini boşluğa. Artık ölmekten korkuyordu. Kardeşleri gibi merdivenden indi ve büyük olanlardan fırsat bulduğu kadar yedi mamadan. Son kısımda ben de diğer kedileri uzaklaştırmış olabilirim, tabii işbirlikçisi olarak ve evrimin gözüne gözüne çomak sokarak.

Ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalan her canlı, ölümü göze alıp normalde yapmayacağı eylemlerin faili olabilir. Mesela bir kediyi köşeye sıkıştırırsan içindeki aslanı görebilirsin. Can havliyle en masumu bile bir canavara dönüşebilir. İnsanoğlunda da farklı değildir. Önce çalışmaya çalışır insanoğlu. Tüm kibarlığıyla kapıları çalar birer birer. Önce istediği işi ister, sonra onun muadilini. Çalışamayınca ya da iş bulamayınca sonraki günlerde yöntemini değiştirir. Daha büyük arzuyla ve ederinden daha az bir fiyata kabul eder işi. Neden diplomalı adamların asgari ücretle bir yere kapak attıklarını anlamak güç değil: Amaç aç kalmamak. O da olmayınca birinden borç alır. Borcu açılmasın diye birinden karşılıksız para ister sonra. Sadaka olarak geçiyor bunun da adı. Bir durak sonra zorla para almak veya hırsızlık gelir… Ama burada sistem frene basar. Yasalarla, yaptırımlarla, din ve sabır afyonuyla yolun dışına çıkmasını önler insanoğlunun. Birtakım sosyal yardımlarla kafasını okşar ve uysallaştırır. Ona iyi bir insan olduğunu hatırlatır ve sabretmesini ister ondan. Milyarlarca lira dökülerek televizyonlara çıkarılıp Peygamberin açlıktan karnına taş bağladığını anlatır sistemin adamları. Sabır iyidir, Tanrı sabredenlerledir… Sistem bize o saldırganlığı hiçbir zaman yol olarak seçmemize izin vermez.

Çağ öyle bir çağ ki; insanları açlık sınırının hemen üzerinde yaşamaya ikna ediyor. Adı: Asgari ücret… Asgari ücret ile azami iş bekledikleri insana çeşitli sus payları veriliyor: Bir eline akıllı telefon, diğer eline de içi kahve dolu, kâğıttan bir Starbucks bardağı tutuşturuveriyor. Baştan aşağı şatafat akan AVM’lere giriş izni, rahat spor ayakkabılar, güzel bir Jean ve üstüne de bir kazak-mont ya da tişört… Bunların hepsi birer sus payı ve bu paylar küresel şirketlerin vasıtasıyla sunuluyordu insana. Bunca şeye sahip olduğunu düşünen insan kendisini o yavru kedi gibi boşluktan bırakamıyor, tırnaklarını geçiremiyordu yaşamaya… Önüne o yem döküldüğünde büyük kardeşlerin arasında pati yemeyi göze alan alaca kedi gibi hakkına razı oluyordu. Çünkü ölüm tehlikemiz yoktu hatta AVM’lerin dışı, Metrobüslerin içi, Starbucks bardağın elimize yayılan ısısı, akılı telefonların hafızası, spor ayakkabının rahatlığı… Hepsinin bizim olduğuna o kadar inandırılıyorduk ki; o yavru kedi hep biziz.

Bir insan fakirlikle sonuna kadar mücadele eder ama ölümle sınandığı zaman en tehlikeli yaratık haline dönüşebilir. Bunu en iyi kapitalizm bilir.

YORUM YAP


*Nezaket ve dilbilgisi kurallarına uyarak, zaman ayırıp düşüncenizi paylaştığınız için teşekkürler. Yaptığınız yorum onaylandıktan sonra ilgili sayfada yayınlanacaktır.



Back to Top